MHP Aydın teşkilatını en çok eleştirenlerden biri de bendim.

İl Başkanı Sayın Osmangazi Cihangiroğlu eskiden tanıdığım biri olmasına rağmen,

Göreve ilk geldiği günlerde, hatırlarsınız...

Eleştiri oklarıma bir miktar hedef olmuştu.

O gün eleştirdiğim gibi,

Bugün de hakkını teslim edeceğim.

O günlerde çok yazıp çizince, ilk denk geldiğimiz yerde;

“Elvan, lütfen biraz sabır...”

Demiş, biraz da sitem etmişti.

Haklıymış.

Bugüne geldiğimizde MHP Aydın teşkilatında ciddi bir değişim olduğunu net bir şekilde görüyoruz.

Cihangiroğlu’nu sokakta,

Halkın arasında,

Her türlü platformun içinde görüyoruz.

Bu da doğal olarak olumlu bir intiba yaratıyor.

Özellikle sokakta rafine ve seçmece bir kitlenin dışına çok fazla çıkmayan,

Adeta vatandaşla köşe kapmaca oynayan AK Partililerin aksine...

İktidar ortağı olmasına rağmen halkın içinde olması,

MHP’ye olan sempatiyi yeniden yükselttiği gibi,

AK Parti’nin de iktidar cephesindeki görünürlüğüne katkı sağlıyor.

Ayrıca Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin “Terörsüz Türkiye” sürecine verdiği desteğin Aydın ayağını da...

Bana göre başarılı ve ölçülü bir şekilde yürütüyor.

Bir yandan tabana süreçle ilgili bilgi aktarımı yapılıyor.

Diğer yandan Doğu ve Güneydoğu Anadolu'dan sivil toplum kuruluşları...

Kanaat önderleri...

Ve çeşitli temsilcilerle sıcak temaslar kuruluyor.

Bu yaklaşımın MHP'nin imajına farklı kesimlerde katkı sunduğunu da görmek gerekiyor.

Evet...

Dün;

“Daha aktif olması lazım” diye eleştiriyorduk.

Bugün ise,

Aktif bir yönetim sergilemesini,

Ve bunun verimli sonuçlara ulaşmasını,

Takdir ediyoruz.

Tabii ki izliyorum.

Bakalım,

Önümüzdeki süreçte yeniden eleştirecek miyiz?

Yoksa takdir etmeye devam mı edeceğiz?

Onu da zaman gösterecek.

Ama bana göre;

Osmangazi Cihangiroğlu, MHP Aydın teşkilatında ciddi bir değişime imza attı.

Dostluk başka...

Gazetecilik başka.

Hak edeni eleştirmek de,

Hakkını teslim etmek de bizim işimiz.

Gelelim yazının asıl başlığına.

Editöryal bağımsızlık...

Kısaca;

Medya kuruluşlarının ve editörlerin haber ya da içerik kararlarını verirken...

Patronlardan...

Hükümetlerden...

Reklam verenlerden...

Ya da herhangi bir dış etkiden baskı görmeden,

Özgürce hareket edebilmesi diye tanımlanıyor.

Kulağa ne kadar güzel geliyor değil mi?

Bugün ise bu kavram,

Bana göre daha çok ders kitaplarında ve akademik tanımlarda yaşıyor.

Uygulamada görmek ise oldukça zor.

Geçtiğimiz günlerde “Erdoğan Vefat Etti” başlığıyla yayınlanan bir haber nedeniyle,

Genç muhabir İrem Delice'nin, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma iddiasıyla tutuklanması kamuoyunda tartışma yarattı.

Şimdi burada biraz durup düşünmek gerekiyor.

Bir haberin

Başlığını...

Kapak görselini...

Yayınlanma biçimini...

Gazete yönetiminin hiç görmediğine

Muhabirin tamamen kendi inisiyatifiyle böyle bir haberi yayınladığına

İnanan varsa,

Elimde satılık köprü var.

Bir medya kuruluşunda editöryal süreç diye bir şey vardır.

Olması da gerekir.

Muhabir haberini yazar.

Ama haberin yayınlanması,

Başlığı,

Sunumu,

Ve özellikle bu kadar hassas bir konuda kullanılacak ifadeler...

Tek kişinin omzuna bırakılabilecek kadar basit değildir.

Medya kuruluşlarının fantezi arayışları...

Dikkat çekme çabası...

Tıklanma alma uğruna yapılan pervasızlıklar...

Maalesef bir gün gelir,

Acı meyvesini verir.

Bugün de asıl sorgulanması gerekenlerden biri budur.

İmzanın altında genç bir muhabirin adı var diye

Bütün sorumluluğu o ismin üzerine bırakmak ne kadar doğru?

Bir gazete yönetimi çıkıp;

Biz editöryal bağımsızlığa inanıyoruz.

Muhabirimiz bize sormadan, danışmadan girmiştir.

Diyebilir mi?

Ben sanmıyorum.

Çünkü editöryal bağımsızlık,

Editöryal başıboşluk değildir.

Ancak meselenin bir başka tarafı daha var.

O da en az bunun kadar önemli.

Ceza tehdidini,

Bu “Demokles'in Kılıcı”nı,

Her tarafa hoyratça savurmanın bedeli de ağır olabilir.

Bu sektör zaten zor durumda.

Gençler gazeteciliğe mesafeli.

Risk almak istemeyen bir jenerasyon geliyor.

Şimdi biz bu gençlere;

Basın özgürlüğünü nasıl anlatacağız?

“Gazetecilik yap ama dikkat et...”

“Neyi yazdığını iyi düşün...”

“Yazdığın haber yarın başına iş açabilir...”

Diyerek mi heves aşılayacağız?

Bu işin ölçüsü olmalı.

Sorumluluk olmalı.

Ama hukuk ile gazetecilik arasındaki çizgi de her geçen gün daha dikkatli korunmalı.

Her hoşuna gitmeyen haberi

Her eleştiriyi

Her tartışmalı başlığı

Kolayca bir ceza maddesinin içine sıkıştırmaya çalışırsanız,

Sonunda sadece gazeteciler değil...

Haber alma hakkı da zarar görür.

Gazetecilikte sorumluluk şart.

Tıklanmak uğruna her şey yapılmamalı.

Bir haberin sonuçlarını düşünmeden

Dikkat çekici olayım derken insanların hayatlarıyla oynanmamalı.

Ama diğer taraftan

Her gazetecinin üzerinde sürekli bir ceza tehdidi de dolaşmamalı.

Çünkü basın özgürlüğü,

Sadece gazetecinin özgürlüğü değildir.

Vatandaşın gerçeği öğrenme hakkıdır.

Bir tarafta tıklanma uğruna sınırları zorlayan medya anlayışı,

Diğer tarafta her fırsatta kılıcı kaldıran bir anlayış

İkisinin arasında ise genç gazeteciler var.

Ve bu kafayla…

Daha çok insanın canı yanar.

Umarım o kılıcı bu kadar rahat sallayanlar da

Tıklanma uğruna gazeteciliği zora sokanlar da

Bir gün bunun basını komple yok etme noktasına getirebileceğini fark eder.

Çünkü,

Editöryal bağımsızlık, başıboşluk değildir.

Ama...

Basın özgürlüğü de suçmuş gibi muamele görmemelidir.

İkisinin arasındaki çizgiyi koruyamazsak

Sonra ne özgür bir basın kalır...

Ne de gazetecilik yapacak hevesli bir genç.