Dağlarından yağ, ovalarından bal akan bu kadim topraklarda temmuz, sabrın ayıdır.
İncir, ince kabuğunun içinde ballanmayı...
Zeytin ise dallarında yağlanmayı bekler.
Toprak, binlerce yıldır cömerttir.
Ama ovanın hikâyesi artık eskisi kadar bereketli değildir.
...
Büyük Menderes'in suları çekildiğinde geriye yalnızca çatlamış toprak kalmaz.
Bir şehrin yıllardır biriktirdiği sorunlar da gün yüzüne çıkar.
O çamurda sadece kuraklığı değil...
İhmali de görürsünüz.
Nehrin kurumuş yatağı bugün Aydın'ın aynası gibidir.
O aynaya dikkatli bakın.
Zeytinlikleri yuta yuta büyüyen beton blokları görürsünüz.
Plansız büyüyen mahalleleri...
Toprağından kopmuş ama şehre de tam tutunamamış insanları...
AVM'lerin serinliğinde nefes almaya çalışan kalabalıkları...
Aslında kuruyan yalnızca Menderes değildir.
Biraz da şehir kültürüdür.
...
Aydın bugün üç farklı dünyanın arasında sıkışıp kalmış bir şehir görüntüsü veriyor.
İncir ağacının gölgesinde ömrünü geçiren emekliler...
Üniversiteyi bitirince bu şehirden gitmenin hesabını yapan gençler...
Organize sanayinin vardiya saatlerine göre yaşayan işçiler...
Aynı şehirde yaşıyorlar.
Aynı kaldırımlarda yürüyorlar.
Ama birbirlerinin hayatına dokunamıyorlar.
Belki de en büyük kopuş tam burada başlıyor.
...
Ankara'dan esmesi beklenen yatırım rüzgârı ise yıllardır aynı yerde kalıyor.
Her seçim öncesi büyük vaatler...
Her seçim sonrası aynı sessizlik...
Her dönem Aydın'a biçilen büyük roller...
Ve sonunda Menderes'in çatlaklarında kaybolan umutlar...
Şehir bekliyor.
Rüzgâr bekliyor.
Yatırım bekliyor.
...
Siyaset ise kendi gündemiyle meşgul.
İktidar cephesinde paralel il yönetimi tartışmaları...
Otel bahçelerinde şekillenen siyaset...
Kentin yükünü taşımaya çalışan ama zaman zaman bu yükün altında zorlanan bir Büyükşehir Belediyesi ise...
Hiç kimse kusursuz değil.
Hiç kimsenin de bütün yükü tek başına taşıması mümkün değil.
Ama Aydın'ın artık mazeretten çok çözüme ihtiyacı var.
...
Yine de umutsuz olmak için bir neden yok.
Çünkü suyu çekilen Menderes'in yatağındaki çatlaklar bazen son değil, yeni başlangıçların habercisidir.
Üniversite öğrencisinin fikriyle...
Çiftçinin emeği buluştuğunda...
Sanayicinin yatırımıyla...
Esnafın umudu aynı masada konuşulduğunda...
İşte o zaman bu şehir yeniden nefes alacaktır.
Çünkü zeytin ölmez.
İncir küsmez.
Onlar sadece doğru rüzgârı bekler.
Belki de Aydın'ın beklediği şey de tam olarak budur.
Doğru rüzgâr...
Ve o rüzgârı estirecek ortak akıl.
...
Sözü daha fazla uzatmaya gerek yok.
Çiçero'ya sormuşlar:
"Roma İmparatorluğu nasıl yıkıldı?"
"Bilgisizdik ve çok konuşuyorduk" demiş.