Siyasetin, yerel yönetimlerin ve kamu düzeninin sorgulandığı bir haftayı geride bıraktık. Yine de umutsuz olmayalım, kamu adına görev yapan şehrin emini devlet adamı bir valimiz var. Atanarak seçilmiş siyasi ve yerel yöneticilere kalırsak vay halimize…
AK Parti Aydın İl Başkan Yardımcısı Kerim Toker’in, Borsa İstanbul’da yürütülen manipülasyon soruşturması kapsamında önce gözaltına alınması, ardından haksız kazanç sağladığı iddiasıyla tutuklanması kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Ancak asıl dikkat çeken, bu sürecin ardından AK Parti Aydın İl Teşkilatı’nın sergilediği derin sessizlik oldu.
İl Başkanı Mehmet Erdem’den konuya ilişkin tek bir açıklama gelmedi.
Telefonlarımız yanıtsız kaldı.
Açıkçası bu sessizliğin nedenini anlamak güç.
Daha önce Mutalip Özsemerci’nin karıştığı kazayla ilgili sergilenen sessizlik, şimdi Kerim Toker’in tutuklanmasıyla adeta kurumsal bir refleks halini almış durumda.
Kamuoyunun merak ettiği sorular ortada duruyor:
Kerim Toker’in oluşturduğu sepette kimin kaç parası var?
Kerim Toker’in istifası alındı mı?
Görevden düşecek mi?
İl teşkilatı bu süreci nasıl yönetecek?
Bu sorular cevapsız kaldıkça, belirsizlik büyüyor. Oysa yapılacak açık ve net bir açıklama hem partiye hem de kamuoyuna nefes aldırabilir. Umudumuz, Mehmet Erdem’in hafta içinde çıkıp süreci şeffaflıkla anlatmasıdır. Zira bu yaşananlar, iktidar partisinde olmanın hukukun üstünde olmak anlamına gelmediğini düşündürmesi parti ve Sayın Cumhurbaşkanına haksızlıktır.
Gelelim haftanın ikinci ve en az ilki kadar tartışmalı konusuna…
Çarşamba akşamı sosyal medyaya peş peşe düşen videolar, Kuşadası’nda yaşanan bir başka krizi gözler önüne serdi. Kuşadası Belediyesi’nin, Aydın Büyükşehir Belediyesi’ne ait bir mülkün yanına çadır kurmasıyla başlayan süreç, zabıtalar arasında arbedeye dönüştü. Büyükşehir zabıtası çadırın kaldırılması için harekete geçti, taraflar karşı karşıya geldi, olayları ayırmak için polisin devreye girmesiyle iki polis memuru yaralandı.
Burada herkesin kendince haklı olduğu noktalar olabilir. Ancak sonuç itibarıyla tüm Türkiye’ye kötü bir görüntü verdik. Zabıta ile zabıtayı, vatandaşla polisi karşı karşıya getiren bir tablo ortaya çıktı. Zabıta vatandaşın huzurunu korumakla görevliyken, polis zabıtayı ayırmak zorunda kaldı. Peki bu tabloda vatandaşı kim koruyacak?
Aydın’da siyasetin geldiği nokta tam da burası.
Daha da acı olanı ise, bazı çevrelerin bu olayları “yine ulusala çıktık” diyerek gülerek anlatması. Bu mudur övünülecek şey? Krizlerle, kavgalarla, yaralanan polislerle gündeme gelmek mi başarı?
Olayların ertesi günü Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel bir basın açıklaması yaptı. Söz konusu alanın geçmişte “Özlem Hanım’a kullanabilirsiniz” denilerek tahsis edildiğini belgeleriyle açıkladı.
Ancak akıllardaki soru hâlâ net:
Bu uygulama neden akşam saatlerinde yapıldı?
Bana kalırsa bu zamanlama tesadüf değil. Kerim Toker gündeminin kamuoyunda yarattığı etkiyi gölgelemek, dikkatleri başka bir yöne çekmek amacı taşıdığı izlenimi doğuyor.
Öte yandan CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in canlı yayında Aydın’a ilişkin yaptığı açıklamalar da dikkat çekiciydi. Herhangi bir isim vermeden “X kişi” diyerek yüzde 70’lere varan oy oranlarından söz edildi, AK Parti’nin üye sayısının arttığı iddia edildi. Ancak sahadaki tablo ve anketler bu söylemleri doğrulamıyor.
Özetle; Aydın’da siyaset, sessizlikle, krizle ve algı yönetimiyle ilerlemeye çalışıyor. Olan ise yine vatandaşa, kamu düzenine ve Aydın’ın itibarına oluyor.
Ve biz hâlâ şu sorunun cevabını arıyoruz:
Bu şehir, gerçekten daha iyisini hak etmiyor mu?