Siyasetin doğası gereği,
Güç zehirlenmesine
Ne kadar açık olduğunu
Hepimiz biliyor ve görüyoruz...

Ancak bazen,
Kuzey’den esen bir rüzgâr,
Siyasi etiğin sadece kitaplarda kalan
Teorik bir kavram olmadığını,
Bizzat yaşatılan bir kültür olduğunu
Bize tüm açıklığıyla gösteriyor.

Türkiye sosyal medyasında
Bugünlerde gündem olsa da,
Konu Kasım 2021’de
Norveç Parlamentosu Başkanı
Eva Kristin Hansen’in,
Görevinden istifa etmesi olarak
X platformunda bolca gündem olmuştur.

***

Hansen’in "suçu" neydi?

İhaleye fesat karıştırmak,
Akrabalarını liyakatsizce,
Devletin tepe noktalarına yerleştirmek
Yada milyonlarca dolarlık
Bir kamu zararını gizlemek mi?

Hayır.

Suçu,
Başkent Oslo’ya
40 kilometreden uzak olan
Milletvekillerine tahsis ettiği
Ücretsiz banliyö dairesini,
Kendi evinin 29 kilometre mesafede
Olmasına rağmen kullanmasıydı.

Sadece 11 kilometrelik bir fark
Ve kuralın lafzıyla oynanması şüphesi.

Hansen niyetinin,
Haksız kazanç sağlamak olmadığını,
Başka bir şehirde de,
Kira ödediğini belirterek kendini savundu.

Ancak sonunda
o kritik eşiği aştı:

"Meclis Başkanlığı makamının
güvenilirliği zedelendi"
diyerek
Hiçbir yasal zorlamayı beklemeden
Derhal istifa etti,
Halktan özür diledi
Ve devlete tazminat ödedi.

Şimdi bu tabloyu
Türkiye siyasetinin,
İhlallere karşı fazlasıyla "esnek" olan
Yapısına uyarlayalım.

***

Türkiye’de istifa,
Uzun zamandır
Bir vicdan veya etik meselesi olmaktan çıkmış;
Ancak yukarıdan gelen
Bir "görevden af talebi" ile işleyen
Tepeden inme bir mekanizmaya dönüşmüştür.

Norveç’te,
Bir parlamento başkanını koltuğundan eden
11 kilometrelik kural ihlali,
Bizim coğrafyamızda muhtemelen
"basit bir usul hatası" veya
"siyasi bir yıpratma operasyonu"

Denilerek geçiştirilirdi.

Bizde siyasetçiler,
Bariz çıkar çatışmalarında bile
Kurumların saygınlığını korumak yerine,
Kendi haklılıklarını kanıtlamak için
Koltuklarına daha sıkı sarılmayı
Tercih ederler.

Peki,
Bu İskandinav dersinden
Sivil toplum ve seçilmişler olarak
Hangi etik ilkeleri çıkarmalıyız?

***

Seçilmişler için siyasi etik,
"teknik olarak yasa dışı değil"
Savunmasının arkasına sığınmak değil,
Kamu vicdanına ve yasanın
Ruhuna sadık kalmaktır.

Bir siyasetçinin en büyük erdemi,
Kendi masumiyetine veya
İyi niyetine inanıyor olsa bile,
Eylemleri temsil ettiği kurumun
Şeffaflığına gölge düşürdüğü an
O makamı feda edebilmesidir.

Makamın itibarı,
Bireysel kariyerden daima üstündür.

Sivil toplum için siyasi etik ise,
Ayrıcalıkların normalleşmesini
Kategorik olarak reddetmektir.

Norveç basını ve toplumu,
Politikacıların kendilerini
Yasalardan muaf,
İmtiyazlı bir elit sınıf olarak
Kurgulamasına asla izin vermiyor.

Bizim sivil toplumumuz da
Kamu kaynaklarının kullanımında
Meblağın veya mesafenin küçüklüğüne
Bakmaksızın ihalelere karşı,
Sıfır tolerans göstermelidir.

Kendi desteklediğimiz siyasilerin hatalarını
"ama hizmet ediyor" veya
"karşı taraf da yapıyor"

Diyerek rasyonalize etmek,
Hesap verebilirliğin
Köküne kibrit suyu dökmektir.

Sonuç olarak;

Şeffaflık,
Vatandaşa sunulan bir lütuf değil,
Sökülerek alınması gereken bir standarttır.

Demokrasilerde kurumlara duyulan güven,
O kurumları yönetenlerin
Yeri geldiğinde koltuklarını
Ne kadar kolay ve onurlu bir şekilde
Bırakabildiğiyle ölçülür.

Türkiye’nin yapısal olarak demokratikleşmesi,
Siyasi ahlakın
11 kilometrelik inceliklerde bile
Aranmasıyla başlayacaktır.