Haber- Sıla Nur Özdemir
Kurtuluş Savaşı’na bir kadın gözüyle bakan, savaşın acı yüzünden çok kadınlarımızın gurur verici yaşam mücadelelerini öne çıkaran, oyunun yazarı Birgül Yeşiloğlu Güler imzalı “Kurtuluşun Kadınları”, yönetmen Metin Güler’in sahne diliyle Aydın’da tiyatro seyircisine alışılmışın çok dışında, derin ve çarpıcı bir deneyim yaşattı.
Her dakikasında seyirciyi başka bir hikâyeye, başka bir kadının mücadelesine taşıyan oyun; farklı hayatları tek bir ortak amaçta buluşturdu: özgürlük. Anlatılan her öykü, seyirciyi hem geçmişin zorlu günlerine götürdü hem de kadınların görünmeyen kahramanlıklarına tanıklık ettirdi.
“Kurtuluşun Kadınları”, Kurtuluş Savaşı’na bakışı değiştiren, ezber bozan bir sahne diliyle dikkat çekti. Kadının yaşadıkları, hissettikleri ve direnişi merkeze alınarak savaşın acısı, umudu ve kararlılığı sahneye taşındı. Hikâye anlatımı, seyirciyle kurduğu güçlü bağ sayesinde oyunun her anında canlılığını korudu.
Oyunun merkezinde yer alan oyuncu Ecem Yüksel performansı, anlatının en güçlü taşıyıcısı oldu. Tek bir bedende pek çok kadının hikâyesini canlandıran oyuncu; sesi, bedeni ve duygusal geçişleriyle seyirciyi her sahnede yeniden yakaladı. Anlatılan karakterler arasında kurduğu geçişler net, inandırıcı ve sarsıcıydı; izleyiciye yalnızca bir oyun değil, yaşanmışlık hissi sundu.
Oyun boyunca kullanılan kumaş dekor, yalnızca bir sahne öğesi olmaktan çıkarak adeta bir Anadolu’ya dönüştü. Her an başka bir mekâna ve zamana evrilen kumaşlar; oyuncunun güçlü performansıyla birlikte kimi zaman bir cepheye, kimi zaman Anadolu toprağının kendisine dönüştü. Seyirci sahnede bir kumaş değil; Kurtuluş Savaşı’nın izlerini, Anadolu’nun direncini ve o mücadelenin her anını gördü.
Dekorun anlamlı ve yaratıcı kullanımı, ışık tasarımıyla birleşerek sahneyi yaşayan bir anlatı alanına dönüştürdü. Bu güçlü görsel dil, seyirciyi oyunun dışında bırakmadı; aksine anlatılan hikâyenin tam merkezine taşıdı.
Hüseyin Kolay Kültür ve Sanat Evi’nin katkılarıyla gerçekleşen “Kurtuluşun Kadınları” oyunu, Aydın’da tiyatronun sadece izlenen değil, hissedilen ve yaşanan bir sanat olduğunu bir kez daha hatırlattı.