Ne olduysa bu ülkenin ayarları ciddi bir şekilde bozuldu.
Farkında mısınız, her geçen gün bir önceki günü arar olduk. Yağmurdan kaçarken doluya tutuluyoruz. Savaş, deprem, sel, çığ, pandemi, ekonomik sıkıntılar, işsizlik filan derken şu 6 yılda yaşamadığımız acı, hüzün, sıkıntı kalmadı.
Güneş batıdan doğup İsrafil sura üflese şaşırmayacağız o kıvamdayız.
Ancak öyle bir şey oldu ki; şaşkınlıkla derin bir acı birbirine karıştı. İlk kez geleceğimizi sorgulamaya başladık.
Kahramanmaraş’ta 8. sınıf öğrencisi bir çocuğun, babasına ait silahla yaptığı okul baskınında biri öğretmen, 9’u öğrenci olmak üzere 10 kişi hayatını kaybetti. Üzüldük, yıkıldık. Ama sadece can kayıplarına değil, geldiğimiz duruma da ayrıca kahrolduk.
Çakarlı özel araçlarla magandalık yapan siyasetçi çocukları, sokakta, okulda, günlük hayatta hâlâ buna devam ediyor.
Siz şimdi bu olay oldu, herkes kendisine çeki düzen verecek, uzun bir süre böyle hadiseler yaşanmayacak zannediyorsunuz değil mi?
Gelen bir bilgi var ki, ben olan umudumu da yitirdim.
Aydın’da bir milletvekili çocuğunun okulda silahla yakalandığı kulislerde çalkalanıp duruyor. Bırakın gerçeklik payını, söylentisi bile ürkütüyor. Vekilin kim olduğu önemli değil. Önemli olan, böyle bir vakanın ardından ülke bu kadar hassasken bunun yaşanması.
Hayatımda ilk kez yanılmayı bu kadar çok istiyorum. Umarım yalandır.
Eğer iddia dahi olsa böyle birşey varsa İl Milli Eğitim Müdürü'nün bu konuyu sorgulamasını tavsiye ederim.
İnsanların hayatları şansa bırakılamaz. Eğer kendisi de bu konu biliyorsa ve herhangi bir adım atmazsa durum ortaya çıktığında istifasının da, görevden alınmasının veya herhangi bir açıklama yapmasının da önemi kalmayacaktır.
Kuşadası’nda Bir Toplantı, Satır Aralarındaki Gerçekler
Geçtiğimiz Cuma günü AK Parti Kuşadası Genişletilmiş İlçe Danışma Meclisi Toplantısı’ndaydım.
Aydın’dan davetli tek gazeteci olarak salondaydım.
Üye sayısının arttığı, partiye olan ilginin yükseldiği anlatıldı. Gündemde Kuşadası Belediyesi ve Belediye Başkanı Ömer Günel de vardı. İlçenin, olası bir AK Parti yönetiminde daha farklı bir noktaya taşınabileceği ifade edildi.
Ama asıl dikkatimi çeken başka bir şeydi.
Kurumlara alınan personeller…
Daha doğrusu, o personellerin tavırları.
Aslında mesele tam da burada başlıyor.
Sistemi bozan büyük krizler değil çoğu zaman, Küçük gibi görünen ama biriken “dokunulmazlık” hissi.
Toplantıdan ayrılmak üzereyken, gelen bir sesle durdum. Sn. Umut Tuncer seslenmişti. Kısa bir ayaküstü sohbet ettik.
Geçen hafta kaleme aldığım yazıda Tuncer’in parti içindeki yükselen etkisinden söz etmiştik. Aynı hafta içinde bir kez daha karşıma çıkması, siyasette bazı isimlerin tesadüf değil, süreç olduğunu hatırlattı bana.
Şunu net söyleyeyim:
Bu ülkede Z kuşağı durup dururken kızmadı.
Gördü, yaşadı, biriktirdi.
Ve şimdi sadece kızgın değil, aynı zamanda sorguluyor.
Asıl mesele de tam olarak bu.