Kuşadası Belediyesi'ne yönelik operasyon artık tek başına bir adli soruşturma başlığı olmaktan çıktı.
Çünkü mesele büyüdü.
Mart ayında Belediye Başkanı Ömer Günel'in de aralarında bulunduğu isimlerin gözaltına alınması...
Ardından Günel'in tutuklanması ve görevden uzaklaştırılması,
Ve şimdi Ağustos ayında üçüncü operasyon dalgası,
Son operasyonda 15 kişinin gözaltına alındığı bildirildi.
Şimdi herkes aynı soruyu soruyor:
Bu soruşturmanın sonu nereye varacak?
***
Burada iki ayrı gerçeği birbirinden ayırmak zorundayız.
Birincisi hukuk.
Eğer ortada rüşvet, irtikap veya kamu görevini kötüye kullanma gibi suçlara ilişkin somut deliller varsa, elbette üzerine gidilmelidir.
Belediye başkanı da olsa,
Müdür de olsa,
İş insanı da olsa,
Kimse hukuk karşısında dokunulmaz değildir.
Ama ikinci gerçek de en az bunun kadar önemli,
Bir soruşturma, mahkeme kararı ortaya çıkmadan siyasi mahkûmiyete dönüştürülmemelidir.
***
Bugün Türkiye'de en büyük problem tam da burada başlıyor.
Gözaltı haberi çıkıyor,
Sosyal medya hükmünü veriyor.
Tutuklama gerçekleşiyor.
Siyasi taraflar kendi hikâyesini yazıyor.
Bir taraf: "Yolsuzluk ortaya çıktı." diyor.
Diğer taraf: "Siyasi operasyon." diyor.
Peki gerçek nerede?
Gerçek dosyada.
Delilde.
Mahkemede.
Ve nihai kararda.
***
Kuşadası meselesinde yapılması gereken de budur.
KUŞADASI’NIN İRADESİ NE OLACAK?
Çünkü bir belediye başkanının tutuklanması yalnızca o kişinin hukuki durumunu değiştirmez.
O başkanın arkasında oy kullanan binlerce insan var.
Dolayısıyla belediyelerde yürütülen adli süreçlerin siyasi sonuçları da göz ardı edilemez.
Fakat burada başka bir yanılgıya da düşmemek gerekir.
"Seçildi, o halde dokunulamaz."
Hayır.
Sandık kimseye suç işleme ruhsatı vermez.
Fakat bunun tam tersi de doğru değildir.
"Tutuklandı, o halde kesin suçludur."
Bu da hukuk devleti değildir.
İki cümlenin arasındaki fark,
Aslında Türkiye'nin demokrasi anlayışının sınırlarını belirliyor.
***
Bugün Kuşadası'nda yaşananların bütün belediyelere vermesi gereken mesaj şudur:
Bir soruşturma başladığında hemen "siyasi operasyon" demek ne kadar yanlışsa...
Her soruşturmayı otomatik olarak "yolsuzluğun kanıtı" kabul etmek ne kadar doğru?
İkisi de kolaycılık.
Hukuk devletinde zor olan üçüncü yolu seçmektir:
Delile bakmak.
Suç varsa ortaya çıkarmak.
Yoksa insanları aklamak.
Ve bütün bu süreci siyasi sloganlarla değil, hukukla yürütmek.
***
Çünkü bugün bir belediye başkanına yapılan hukuksuzluk,
Yarın başka bir belediye başkanının kapısını çalabilir.
Bugün alkışladığınız yöntem,
Yarın size karşı kullanılabilir.
Siyasette bunun kadar pahalı bir hata yoktur.
***
Kuşadası'nda yürütülen soruşturmanın sonucunu bugün hiç kimse bilmiyor.
Bilen varsa eğer;
Mahkeme yerine geçmeye çalışıyordur.
Fakat bildiğimiz bir şey var:
Türkiye’de belediyeler siyasetle, seçilen işleyen, ilerleyen apolitik bir hizmet politikası beklenen kurumlarken artık sadece siyasi bir satranç tahtasına dönmüş durumda.
Süreç çok basit.
Dosya açılmalı.
Deliller görülmeli.
İddialar ispatlanmalı.
Savunmalar dinlenmeli.
Ve sonunda hukuk ne diyorsa o kabul edilmeli.
Çünkü gerçek demokrasiyi savunmak,
Hukuk devleti olmak, bunu gerektirir.
Gerisi siyasi yorumdur.