Malatya'nın Yeşilyurt ilçesi Çavuşoğlu Mahallesi'nde bulunan apartmanda tüm ailesini kaybeden Turgut Karaaslan, depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen acısını ilk günkü gibi yaşıyor.
Tır şoförü olduğunu, deprem haberini Kırklareli'nden İstanbul'a doğru seyir halindeyken kardeşinin telefonuyla öğrendiğini anlatan Karaaslan, aracını yol kenarında bırakıp Malatya'ya dönen Karaaslan, enkaz başında bir buçuk gün boyunca umutla beklediğini söyledi.
"YEDİ SANİYEDE BİNA YERLE BİR OLDU"
Depremde dört çocuğunu, eşini, aynı evde bulunan iki yakınını kaybettiğini ifade eden Karaaslan, şöyle konuştu:
"Yedi saniyede bina yerle bir oldu. Ben o zaman Kırklareli'ndeydim, şoförlük yapıyordum. Geldik işte, yetişemedik, kurtaramadık kimseyi. O an saat beş gibiydi. Ben İstanbul'a doğru Kırklareli'nden hareket etmiştim. Deprem olduğundan da haberim yoktu. Kardeşim aradı, dedi ki 'Abi, deprem oldu Malatya'da', 'Bizimkilerde bir şey var mı?' dedim, 'Vallahi sizin bina yıkılmış' deyince zaten o zaman artık halim kalmadı. Arabayı otobanın ortasında bıraktım. Sonra dedim ki başkalarına sebep olmayalım, arabayı çıkardım, götürdüm, dinlenme tesislerine bıraktım. O anda panik haliyle, o soğukta yalın ayak otobanda koşuyorum. 'Arabayı durdurayım da İstanbul'a bir taksiyle gideyim, oradan Malatya'ya geçeyim' diye düşündüm. O an çok zor bir andı yani. Geldik ki bina yok, dümdüz..."
"GELDİK Kİ BİNA YOK, BİLDİĞİNİZ BİNA YOK"
Malatya'ya ulaştığında enkazla karşılaştığını belirten Karaaslan, yaşadığı ilk anı şöyle anlattı:
"Buraya gelene kadar iğnelerle, haplarla geldik. Geldik, geldik ki bina yok, bildiğiniz bina yok. Bizimkiler de oradaydı. Zaten bizimkilerden iki kişiyi kurtarmışlardı o zaman. Başka kimse yoktu yani. Hep bir umuttu, 'Yaşayan var mı, yaşayan var mı?' Başka bir şey yoktu. Ondan sonra hepsini yan yana, sarılı halde çıkardık. Bir buçuk gün, bir buçuk gün bekledik biz orada. Kurtulan olmadı. Bizimkiler yedi kişiydi. Hanımla birlikte bir de misafirim vardı. Onlar da benim eşimle bacı kardeş gibiydiler. Ben evde olmadığım için demişler ki, 'Gel bizimle oturalım.' Allah nur içinde yatırsın… Diyecek bir şey yok."
Turgut Karaaslan, ailesini kaybettikten sonra mezarlığın hayatının merkezine yerleştiğini dile getirerek, şunları söyledi:
"Evimiz burası işte. Her gün değil de iki günde bir geliyorum. Her gün gelsem de daha doğrusu akşamları eve gidiyorum, dayanamıyorum. Kendimi buraya atıyorum ama güvenlik bırakmıyor. 'Neden bırakmıyorsun?' diyorum, 'Bazı intihar olaylarından dolayı bırakmıyoruz' diyor."
En büyük kızının 19 yaşında hayatını kaybettiğini, çocuklarından birinin Boğaziçi Üniversitesi'nde, bir diğerinin ise Muş'ta üniversite öğrencisi olduğunu söyleyen acılı baba, "Güneşimiz söndü" dedi.